Can Bartu'nun Hikâyesi: İtalya'da Oynayan İlk Türk Futbolculardan
Can Bartu kimdir? Basketboldan futbola geçişi, Fiorentina, Venezia ve Lazio yılları, 1962 finali ve çok sporculuğun çocuklara verdiği dersler.
- Yazan
- İçerik Editörü
- Bölüm
- 23
- Okuma
- 15 dk
Bu Yazıda Neleri Anlattık?
Can Bartu kimdir?
Can Bartu, 31 Ocak 1936'da İstanbul'da doğan, hem basketbolda hem futbolda milli forma giyen bir sporcudur. Fenerbahçe'de yetişti, 1961'de İtalya'ya gitti ve Fiorentina, Venezia ile Lazio formalarını giydi. Fiorentina ile 1962'de bir Avrupa kupası finalinde oynadı. 1967'de Fenerbahçe'ye döndü, 2019'da hayatını kaybetti.
Bu bir özet. Ayrıntılar, örnekler ve sık sorulan sorular yazının devamında.22 bölüm · 15 dk okumaCan Bartu kimdir sorusu, Türk sporunda çok az isim için bu kadar geniş bir cevap ister. Çünkü onun hikâyesi bir salonda başlar, bir çim sahada devam eder ve İtalya'nın üç farklı şehrinde olgunlaşır. Ayrıca futbolu bıraktıktan sonra uzun yıllar gazetecilik ve yorumculuk yaptı. Bu yüzden yeni kuşaklar onu çoğu zaman sesiyle ve yazılarıyla tanıdı.
Başlıktaki "ilk" sözcüğü de dikkat ister. İtalya'da forma giyen Türk futbolcuların listesi Can Bartu ile başlamaz; onun yolculuğu bu listenin erken ve en uzun duraklarından biridir. Bu ayrımı ilerleyen bölümlerde tarihleriyle açıyoruz.
Can Bartu kimdir, kariyeri hangi duraklardan geçti?
Önce büyük resme bakalım. Aşağıdaki tablo, kulüp ve milli takım tarafındaki başlıca durakları sırayla veriyor. Tarihler kulüp kayıtları ve dönemin yaygın anlatımına dayanır; sezon içi kesin günler bazı kaynaklarda farklı geçebilir.
| Dönem | Durak | Öne çıkan olay |
|---|---|---|
| 1936 | İstanbul | Doğum |
| 1949 | Fenerbahçe basketbol altyapısı | Spora salonda başlangıç |
| 1955-1957 | Fenerbahçe | Basketbol ve futbolu aynı anda sürdürme |
| 1957 | Fenerbahçe futbol | Profesyonel futbol sözleşmesi |
| 1961 | Fiorentina | İtalya'ya transfer |
| 1962 | Fiorentina | Kupa Galipleri Kupası finali |
| 1962-1964 | Venezia | İtalya'da ikinci kulüp |
| 1964-1967 | Lazio | Roma dönemi |
| 1967-1970 | Fenerbahçe | Dönüş ve futbola veda |
| 2019 | İstanbul | Ölüm |
Tablo, kariyerin yaklaşık on beş yıla yayıldığını gösterir. Bununla birlikte bu sürenin altı yılı İtalya'da geçti. Dolayısıyla Can Bartu, döneminin Türk futbolcuları arasında yurt dışında en uzun kalan isimlerden biri oldu.
Basketbol sahasından futbola nasıl geçti?
Can Bartu'nun spor hayatı futbolla değil, basketbolla başladı. Fenerbahçe'nin basketbol altyapısına 1949'da katıldı ve kısa sürede genç milli takıma çağrıldı. Boyu, sıçrayışı ve top hissi onu salonda öne çıkaran özelliklerdi.
Futbola geçişin hikâyesi ise yaygın anlatıma göre bir rastlantıyla başlar. Fenerbahçe futbol takımı bir maç öncesinde oyuncu eksiği yaşadı ve genç basketbolcuyu kadroya aldı. Ardından teknik ekip onun sahadaki rahatlığını fark etti ve futbolda devam etmesini istedi. Anlatıcılar bu noktada Fikret Arıcan'ın teşvikini de sık hatırlatır.
Böylece Can Bartu 1955'ten sonra iki branşı birlikte yürüttü. Ancak bu düzen uzun sürmedi. 1957'de Fenerbahçe ile profesyonel futbol sözleşmesi imzaladı ve basketbolu bıraktı. Yani salondan sahaya geçiş birkaç yıllık bir köprü dönemiyle tamamlandı. Öte yandan basketbolda kazandığı alışkanlıklar, ileride futbolundaki alan görüşüne ve pas zamanlamasına da yansıdı.
Aynı gün hem gol hem sayı hikâyesi doğru mu?
Can Bartu denince en çok anlatılan hikâyelerden biri, aynı gün iki branşta birden oynamasıdır. Aktarılan anlatıya göre 24 Mart 1957'de önce Fenerbahçe ile Beşiktaş arasındaki futbol maçında gol attı. Ardından aynı gün Spor ve Sergi Sarayı'nda Galatasaray'a karşı basketbol maçına çıktı ve yüksek bir sayıya ulaştı.
Kulüp çevresi ve spor basını bu hikâyeyi yıllardır anlatıyor. Bununla birlikte maçların bütün ayrıntıları, örneğin basketboldaki kesin sayı, kaynaktan kaynağa küçük farklarla geçebilir. Bu yüzden hikâyeyi bir rekor tablosu gibi değil, dönemin amatör ruhunu gösteren bir sahne gibi okumak daha doğrudur.
Asıl önemli nokta şudur: 1950'lerde sporcular bugünkü kadar erken uzmanlaşmıyordu. Üstelik kulüpler birçok branşı aynı çatı altında yaşatıyordu. Dolayısıyla bir gencin sabah çimde, akşam parkede ter dökmesi o yıllarda imkânsız sayılmazdı. Can Bartu bu düzenin en görünür örneklerinden biri oldu.
Bugünün gözüyle bakınca bu sahne bir başka gerçeği de hatırlatır. O yıllarda maç takvimleri daha seyrekti ve sporcuların haftalık yükü bugünkü profesyonel düzeyle kıyaslanamazdı. Dolayısıyla aynı gün iki maç oynamak, bugün bir çocuğa önerilecek bir model değildir. Hikâyenin asıl değeri, çok yönlülüğü ve spora duyulan sevgiyi göstermesidir.
Hem basketbol hem futbol milli takımında oynadı mı?
Evet. Can Bartu, Türkiye basketbol milli takımında genç ve A düzeyinde forma giydi. Daha sonra futbolda A milli takıma çağrıldı. Bu yüzden Türk spor tarihinde iki farklı takım sporunda milli forma giyen ender sporcular arasında sayılır.
Spor basınında sık rastlanan "iki branşta milli olan ilk ve tek sporcu" ifadesi ise dikkatle okunmalıdır. Çünkü "tek" iddiası, bütün branşların bütün dönem kayıtlarının taranmasını gerektirir. Yine de bu ifadenin bu kadar yaygınlaşması, Can Bartu'nun çift branşlı kimliğinin kamuoyunda ne kadar güçlü iz bıraktığını gösterir.
Futbol milli takımında genellikle hücum hattında oynadı. Ayrıca yaygın anlatıma göre bir hazırlık maçında kaleci sakatlanınca son dakikalarda kaleye geçtiği de olmuştur. Bu küçük not, çok yönlü bir oyuncunun sahadaki esnekliğini iyi anlatır. Milli maç sayısı ve gol sayısı gibi kesin rakamların güncel ve doğru hâli için TFF kayıtlarına bakmak en sağlıklı yoldur.
Fenerbahçe'deki ilk futbol yıllarında nasıl bir oyuncuydu?
Can Bartu, Fenerbahçe'nin 1950'lerin sonundaki hücum hattında hızla yer edindi. Uzun boyu sayesinde hava toplarında etkiliydi. Bununla birlikte asıl farkı, topu ayağında tutup oyunu yönlendirebilmesiydi. Bu yüzden dönemin anlatımlarında hem gol atan hem de oyunu kuran bir iç forvet olarak anılır.
O yıllarda dizilişler bugünkünden farklıydı. Takımlar hücumda daha çok oyuncu tutuyordu ve iç forvetler hem santrforu besliyor hem de şut çekiyordu. Bu rolü bugünkü dille anlamak için 10 numara ve oyun kurucu geleneği yazımıza göz atabilirsiniz.
Fenerbahçe bu dönemde ulusal lig kurulduktan sonraki ilk şampiyonluklarını kazandı. Can Bartu da 1958-59 ve 1960-61 sezonlarındaki şampiyon kadrolarda yer aldı. Ardından gelen İtalya teklifi, bu yükselişin doğal bir sonucu gibi duruyordu.
Fiorentina transferi nasıl gerçekleşti?
Can Bartu 1961'de İtalya'nın Fiorentina kulübüne transfer oldu. Bu transfer, Türk futbolu için büyük bir olaydı. Çünkü o yıllarda bir Türk oyuncunun Avrupa'nın en güçlü liglerinden birine gitmesi çok enderdi.
İtalya o dönemde savunma disiplinini öne çıkaran bir futbolun merkezindeydi. Kanat ve iç forvetlerden yalnız hücum değil, geri dönüş de bekleniyordu. Bu futbol anlayışının nasıl şekillendiğini catenaccio yazımızda ayrıntılı anlattık.
Can Bartu bu ortama uyum sağlamak zorundaydı. Yeni bir dil, farklı bir antrenman düzeni ve daha sert bir rekabet onu bekliyordu. Üstelik yabancı oyuncu sayısının sınırlı olduğu bir ligde forma kazanmak kolay değildi. Yine de Fiorentina'da kısa sürede önemli maçlarda görev aldı. İtalyan taraftarların ona "Signor Bartu" dediği de yaygın anlatıma göre bu yıllarda başladı.
1962 Kupa Galipleri Kupası finali neden önemli?
Fiorentina, 1961-62 sezonunda Avrupa Kupa Galipleri Kupası finaline yükseldi. Rakip Atlético Madrid'di. Final 10 Mayıs 1962'de Glasgow'da Hampden Park'ta oynandı ve uzatmalar sonunda 1-1 bitti. O yıllarda penaltı atışları yoktu; bu yüzden iki takım yeniden karşılaştı. Tekrar maçı Eylül 1962'de Stuttgart'ta oynandı ve Atlético Madrid 3-0 kazandı.
Can Bartu'nun Glasgow'daki ilk final maçında forma giydiği aktarılır. Bu yüzden spor basını onu, UEFA'nın düzenlediği bir Avrupa kupası finalinde oynayan ilk Türk futbolcu olarak anar. Kupa Galipleri Kupası'nın geçmişine dair resmî bilgileri UEFA arşivinde bulabilirsiniz.
Fiorentina finali kaybetti, ancak bu maç Türk futbolu açısından sembolik bir eşik oldu. Çünkü bir Türk oyuncu ilk kez kıta kupasının son maçında sahadaydı. Öte yandan kupa tarihinde final tekrarının dört ay sonra oynanması da o dönemin takvim düzenini gösteren ilginç bir ayrıntıdır.
İtalya'da oynayan ilk Türk futbolcu Can Bartu mu?
Hayır, Can Bartu İtalya'da oynayan ilk Türk futbolcu değildir; ilklerden biridir. Lefter Küçükandonyadis 1951'de Fiorentina'ya transfer olmuş ve bir sezon İtalya'da oynamıştı. Ayrıca Metin Oktay da 1961'de, yani Can Bartu ile aynı yaz, Palermo'ya gitti.
Bu yüzden doğru ifade şudur: Can Bartu, İtalya'ya giden ilk Türk futbolcular kuşağının içindedir ve aralarında orada en uzun kalan isimdir. Fiorentina, Venezia ve Lazio ile toplam altı yıl geçirdi. Üstelik bir Avrupa kupası finalinde oynayan ilk Türk olarak anılması, onun İtalya yolculuğunu diğerlerinden ayırır.
Metin Oktay'ın Palermo yılını ve İzmir'den başlayan yolculuğunu Metin Oktay'ın hikâyesi yazımızda anlattık. İki hikâyeyi yan yana okumak, 1960'ların başında Türk oyuncuların Avrupa'ya açılışının nasıl başladığını daha net gösterir. Daha sonraki kuşakların yolculuğu ise Türk futbolcuların Avrupa'daki evrimi yazımızda yer alıyor.
Venezia ve Lazio yıllarında neler yaşadı?
Fiorentina'dan sonra Can Bartu 1962'de Venezia'ya geçti. Venedik ekibinde daha fazla süre aldı ve takımın hücum oyununda merkezde oynadı. Ardından 1964'te Roma'nın köklü kulübü Lazio'ya transfer oldu ve 1967'ye kadar orada kaldı.
Bu yıllar, Can Bartu'nun oyununda bir dönüşüm de getirdi. Yaygın anlatıma göre İtalya'da hücumcu kimliğinin yanına daha geride, oyunu kuran bir rol de ekledi. Yani golü yalnız kendisi aramadı; takım arkadaşları için de pozisyon üretti. Bu esneklik, onun Fenerbahçe'ye döndüğünde orta sahada da etkili olmasını sağladı.
İtalya yıllarına ait maç ve gol sayıları kaynaklar arasında farklılık gösterebilir. Çünkü o dönemin istatistikleri farklı biçimlerde tutuluyordu. Bu nedenle kesin sayıyı ararken kulüp arşivlerine ve lig kayıtlarına bakmak gerekir. Bununla birlikte altı yıllık İtalya dönemi, onu döneminin en tecrübeli Türk oyuncularından biri yaptı.
Signor lakabı nereden geliyor?
Can Bartu'nun en bilinen lakabı "Signor", Türkçe söylenişiyle "Sinyor"dur. İtalyancada bu sözcük "bay" ya da "efendi" anlamına gelir ve saygı bildiren bir hitaptır. Yaygın anlatıma göre İtalyan taraftarlar ona "Signor Bartu" demeye başladı ve bu hitap kısa sürede bir lakaba dönüştü.
Lakabın neden tuttuğu konusunda farklı yorumlar var. Bazı anlatımlar onun sahadaki sakin ve ağırbaşlı duruşunu öne çıkarır. Bazıları ise saha dışındaki kibar tavrını hatırlatır. Ancak lakabın tam olarak hangi maçta ya da hangi gazetede doğduğuna dair kesin bir kayıt yaygın değildir. Bu yüzden lakabın kökenini "anlatıma göre" diye aktarmak en doğru yoldur.
Türk futbolunda lakaplar çoğu zaman bir oyuncunun karakterini tek sözcükte özetler. Örneğin bazı oyuncular hızlarıyla, bazıları ise bir maçtaki performanslarıyla anılır. Can Bartu'nun lakabı ise bir yeteneği değil, bir duruşu anlatır. Dolayısıyla bu lakap, onun İtalya'da bıraktığı insani izi de gösterir.
Basketbol geçmişi futbol oyununa nasıl yansıdı?
Can Bartu'nun iki branşlı kimliği yalnız ilginç bir ayrıntı değildir. Antrenör gözüyle bakınca bu geçmişin sahadaki karşılığını görmek mümkündür. Basketbol oyuncuları topu almadan önce sürekli çevrelerini tarar. Çünkü dar bir alanda saniyeler içinde karar vermek zorundadırlar.
Futbolda bu alışkanlık, topu almadan önce omuz üstünden bakma becerisine dönüşür. Böylece oyuncu, top ayağına geldiğinde ne yapacağını zaten bilir. Dönemin anlatımlarında Can Bartu'nun pas zamanlamasının övülmesi bu açıdan anlamlıdır. Üstelik basketboldaki sıçrama ve vücut kontrolü, futbolda hava toplarında üstünlük sağlar.
Bununla birlikte her beceri doğrudan aktarılmaz. Örneğin basketbolda el kullanımı temeldir, futbolda ise kaleci dışındaki oyuncular için yasaktır. Bu yüzden bir branştan diğerine geçen sporcu, bazı refleksleri de yeniden öğrenmek zorunda kalır. Can Bartu'nun geçişinin birkaç yıllık bir köprü dönemine yayılması, bu öğrenme sürecinin doğal sonucudur.
Can Bartu kimdir, Türk futbolu için hangi kapıyı araladı?
İtalya yolculuğu, Türk futbolu için yeni bir düşünce biçimini de getirdi. O güne kadar yurt dışında oynamak birkaç kısa deneme ile sınırlıydı. Lefter'in Fiorentina ve Nice yılları bu denemelerin en bilinenleriydi. Fakat Can Bartu, üç farklı kulüpte altı yıl kalarak bu yolculuğun kalıcı olabileceğini gösterdi.
Bu durum, sonraki kuşakların hayallerini de etkiledi. Çünkü bir Türk oyuncunun Avrupa'nın üst düzey bir liginde uzun süre forma şansı bulabileceği artık somut bir örneğe sahipti. Ayrıca bir Avrupa kupası finalinde oynamak, kıta futbolunun en büyük sahnelerinin ulaşılabilir olduğunu hissettirdi.
Elbette o dönemde yurt dışına giden oyuncu sayısı çok azdı. Transfer kuralları, yabancı kontenjanları ve iletişim imkânları bugünle kıyaslanamaz. Yine de Can Bartu'nun hikâyesi, kapıyı aralayan erken adımlardan biri olarak Türk futbol tarihindeki yerini korur.
Can Bartu sahada hangi mevkide oynadı?
Can Bartu kariyerinin büyük bölümünde hücum hattında, özellikle iç forvet olarak oynadı. Kariyerinin ilerleyen yıllarında ise daha geriden oyunu kuran bir orta saha rolünü de üstlendi. Bu yüzden onu tek bir mevkiye sıkıştırmak zordur.
| Özellik | Sahadaki karşılığı |
|---|---|
| Uzun boy | Hava toplarında ve ceza sahasında üstünlük |
| Basketbol geçmişi | Alan görüşü, zamanlama ve vücut kontrolü |
| Top tekniği | Topu saklama ve oyunu yönlendirme |
| Taktik esneklik | Forvetten orta sahaya kayabilme |
Tablodaki özellikler dönemin anlatımlarından derlenmiştir ve bir ölçüm tablosu değildir. Öte yandan basketbol ile futbol arasındaki beceri aktarımı, bugün de antrenörlerin sık konuştuğu bir konudur. Örneğin basketbolda sürekli baş kaldırıp boşluk arama alışkanlığı, futbolda pas seçeneklerini erken görmeye yardım eder.
Fenerbahçe'ye dönüşü ve futbola vedası nasıl oldu?
Can Bartu 1967'de Türkiye'ye döndü ve yeniden Fenerbahçe formasını giydi. Tecrübesiyle genç oyunculara örnek oldu ve takımın oyununu orta sahadan yönlendirdi. Bu dönemde Fenerbahçe lig şampiyonluğu ve Türkiye Kupası gibi başarılar yaşadı; Can Bartu da bu kadrolarda yer aldı.
Dönüş yıllarında saha içindeki rolü de değişti. Artık ceza sahasında bitirici olmaktan çok, oyunun temposunu belirleyen ve genç hücumculara pas çıkaran bir oyuncuydu. Bu değişim, yaşı ilerleyen birçok oyuncunun kariyerinde görülen doğal bir evredir. Üstelik İtalya'da edindiği taktik bilgi, bu yeni rolü daha kolay benimsemesine yardım etti.
Ardından 1970'te futbolu bıraktı. Böylece iki ayrı Fenerbahçe dönemi ve bir İtalya bölümünden oluşan kariyeri tamamlandı. Kulüp için attığı gol ve oynadığı maç sayısına dair rakamlar kaynaklara göre değişebilir; bu yüzden kesin sayıyı kulüp kayıtlarından kontrol etmek gerekir.
Bu dönemden en çok anlatılan sahnelerden biri 1969'daki Metin Oktay jübilesidir. Yaygın anlatıma göre iki rakip kulübün oyuncuları o gün formalarını değiştirerek dostluk mesajı verdi ve Can Bartu da maça rakip takımın formasıyla çıktı. Bu sahne, rekabetin sportmenlikle birlikte yaşayabileceğini gösteren güzel bir örnektir.
Futboldan sonra hangi işleri yaptı?
Futbolu bıraktıktan sonra Can Bartu spor gazeteciliğine yöneldi. Sahadan kürsüye geçiş, o dönemde birçok eski oyuncunun izlediği bir yol değildi; bu yüzden onun anlatıcı kimliği dikkat çekti. Uzun yıllar gazete ve televizyonlarda futbol yorumculuğu yaptı. Böylece sahada kazandığı tecrübeyi okura ve izleyiciye aktaran bir ses oldu.
Yorumlarında genellikle oyunun tekniğine ve oyuncunun karar anlarına odaklandığı aktarılır. Üstelik İtalya'da gördüğü taktik disiplin, onun maç anlatımına farklı bir bakış kattı. Yorumculuk mesleğine ilgi duyan gençler için bu yolun nasıl işlediğini futbol yorumcusu nasıl olunur yazımızda anlattık.
Bunun yanında kulübünün yönetim kurullarında da görev aldı. Can Bartu 11 Nisan 2019'da İstanbul'da hayatını kaybetti. Ardından spor camiasının farklı kesimleri onu hem bir sporcu hem de bir anlatıcı olarak andı.
Can Bartu kimdir sorusunda adı neden bugün de yaşıyor?
Can Bartu'nun adı bugün birkaç somut yerde yaşar. Fenerbahçe'nin Samandıra'daki antrenman tesisleri onun adını taşır. Ayrıca 2021'de Kadıköy'deki Yoğurtçu Parkı'nda, bir elinde basketbol topu, ayağında futbol topu olan bir heykeli açıldı. Heykelin bu tasarımı, onun iki branşlı kimliğini doğrudan anlatır.
Bununla birlikte asıl miras, bir dönemin kapısını aralamasıdır. Çünkü Can Bartu, Türk oyuncuların Avrupa'nın üst düzey liglerinde uzun süre kalabileceğini gösteren ilk örneklerden biri oldu. Sonraki kuşaklar bu yolu daha kalabalık biçimde yürüdü. Ayrıca onun adını taşıyan tesiste her gün yeni oyuncuların yetişmesi, bu mirasa sembolik bir süreklilik kazandırıyor. Yani bir sporcunun adı, kendisinden sonra gelenlerin emeğiyle de yaşamaya devam ediyor.
Bir de çok sporculuk mirası var. Bugün spor bilimciler çocukların erken yaşta tek branşa sıkışmamasını öneriyor. Can Bartu'nun hikâyesi, bu önerinin tarihten gelen güçlü bir örneği gibidir.
Can Bartu hakkında sık yapılan yanlışlar nelerdir?
Sık duyulan bazı bilgiler eksik ya da yanlış biçimde dolaşıyor. Aşağıdaki liste en yaygın olanları düzeltir.
- "İtalya'da oynayan ilk Türk oydu." Yanlıştır. Lefter Küçükandonyadis 1951'de Fiorentina'da oynadı. Can Bartu ilklerden biridir ve İtalya'da en uzun kalanlardandır.
- "Fiorentina ile Avrupa kupası kazandı." Yanlıştır. 1962 finalinde Fiorentina, tekrar maçında Atlético Madrid'e kaybetti.
- "Yalnız futbolcuydu." Eksiktir. Milli basketbolcu olarak da forma giydi.
- "Hep santrfor oynadı." Eksiktir. İç forvet ve oyun kurucu orta saha rollerinde de oynadı.
- "Lakabı Türkiye'de doğdu." Yaygın anlatıma göre "Signor" lakabı İtalya'da, taraftarlar arasında ortaya çıktı.
Bu düzeltmeler, onun başarısını küçültmez. Aksine hikâyeyi doğru bağlamına oturtur. Özellikle "ilk" iddialarında tarih sırasına dikkat etmek, sporcuların emeğine de saygı göstermenin bir yoludur.
Çok sporculuk çocuklar için neden değerli?
Can Bartu'nun hikâyesi, velilere ve antrenörlere önemli bir soru sordurur: Çocuk küçük yaşta tek branşa mı odaklanmalı? Güncel spor bilimi bu konuda genellikle temkinli bir cevap verir. Erken yaşta farklı sporlar denemek, çocuğun hareket dağarcığını genişletir ve aşırı yüklenme riskini azaltabilir.
Örneğin basketbol, çocuğa yön değiştirmeyi, sıçramayı ve dar alanda karar vermeyi öğretir. Futbol ise ayak becerisini, geniş alanda koşuyu ve takım içinde konumlanmayı geliştirir. Dolayısıyla iki branş birbirini besleyebilir.
Bu konuyu ayrıntılı ele aldığımız iki yazı var. Çok sporculuk yazımız farklı branşların faydasını, erken branşlaşma yazımız ise tek branşa erken sıkışmanın risklerini anlatıyor. Her iki durumda da çocuğun isteği ve dinlenme ihtiyacı belirleyici olmalıdır.
Veliler ve amatör antrenörler bu hikâyeyi nasıl kullanabilir?
Bir efsanenin hikâyesi, antrenmanda da işe yarar. Ancak bunu çocuğa baskı kurmadan, ilham vererek yapmak gerekir. Aşağıdaki öneriler 8-14 yaş grubunda kolayca uygulanabilir.
- İki branş günü: Haftada bir antrenmanın ısınma bölümünü basketboldan alınan pas ve yön değiştirme oyunlarıyla yapın.
- Baş kaldır oyunu: Topu almadan önce omuz üstünden bakmayı ödüllendiren küçük alan oyunları kurun.
- Mevki değiştirme: Çocukların farklı mevkileri denemesine izin verin; tek role erken kilitlemeyin.
- Hikâye anlatımı: Antrenman sonunda beş dakikada bir sporcunun yolculuğunu anlatın ve çocuklara ne öğrendiklerini sorun.
- Kart çalışması: Çocuklar kendi güçlü yanlarını yazarak bir oyuncu kartı hazırlasın.
Son öneri için futbolcu kartı oluşturucu aracımızı kullanabilirsiniz. Böylece çocuk kendi becerilerini somut biçimde görür. Çocuğunuza uygun bir okul arıyorsanız İstanbul futbol okulları ve Kadıköy futbol okulları sayfalarından başlayabilirsiniz.
Can Bartu'yu bir maç izleyerek nasıl daha iyi anlayabiliriz?
Can Bartu'nun oynadığı yıllardan kalan görüntüler sınırlıdır. Bu yüzden onun oyununu anlamanın en iyi yolu, bugünkü maçlarda benzer rolleri izlemektir. Özellikle iç forvetten oyun kurucuya kayan oyuncular iyi bir karşılaştırma sunar.
Bir maçı izlerken şu soruları sorabilirsiniz:
- Oyuncu topu almadan önce kaç kez etrafına bakıyor?
- Top ayağına geldiğinde ilk dokunuşu onu hangi yöne götürüyor?
- Hava toplarında yer seçimi nasıl, sıçramayı ne zaman başlatıyor?
- Takım savunmaya geçtiğinde geri dönüyor mu, yoksa önde mi kalıyor?
Bu sorular çocuklarla birlikte maç izlerken de işe yarar. Örneğin çocuğunuzdan yalnız bir oyuncuyu on dakika boyunca izlemesini ve gördüklerini anlatmasını isteyin. Böylece çocuk hem gözlem becerisini geliştirir hem de bir mevkinin topsuz anlarda ne yaptığını fark eder. Ardından aynı çalışmayı sahada küçük bir oyunla deneyebilirsiniz. Yani tarih, maç izleme ve antrenman tek bir öğrenme zincirinde birleşir.
Can Bartu'nun dönemi ile bugünkü futbol arasında hangi farklar var?
Can Bartu'nun oynadığı yıllarla bugünün futbolu arasında büyük farklar var. Bu farkları bilmek, onun başarılarını doğru ölçmeye yardım eder.
- Transfer düzeni: O yıllarda yabancı oyuncu kontenjanları dardı ve yurt dışına gitmek çok daha zordu.
- Branş yapısı: Sporcular daha geç uzmanlaşıyordu; iki branşı birlikte yürütmek mümkündü.
- Değişiklik kuralları: Maç içinde oyuncu değişikliği uzun süre çok sınırlıydı. Bu yüzden oyuncular gerektiğinde farklı mevkilere, hatta kaleye geçebiliyordu.
- İstatistik: Gol ve maç sayıları bugünkü kadar ayrıntılı tutulmuyordu; kaynaklar arasında farklılık doğal karşılanmalıdır.
Bu farklara rağmen bazı şeyler değişmedi. İyi bir oyuncu bugün de alanı erken okur, topu doğru zamanda bırakır ve takımına hizmet eder. Can Bartu'nun oyununda öne çıkan da tam olarak bu becerilerdi.
Can Bartu'nun hikâyesi genç sporculara ne öğretir?
Peki Can Bartu kimdir diye soran genç bir sporcuya bu yolculuk birkaç sade ders verir. İlk olarak yetenek tek bir kalıba sığmaz. Basketbolda öğrendikleri, futbolda onu farklı kıldı. İkinci olarak yeni bir ortama uyum sağlamak sabır ister. İtalya'da dil, kültür ve oyun anlayışı değişti; o da kendini bu ortama göre geliştirdi.
Üçüncü ders, kariyerin sahayla bitmediğidir. Can Bartu futbolu bıraktıktan sonra da oyunun içinde kaldı ve bilgisini başkalarına aktardı. Dolayısıyla genç bir oyuncu için okumak, gözlem yapmak ve oyunu anlatabilmek de değerli becerilerdir.
Son olarak "ilk" olmanın tek başına bir değer olmadığını hatırlamak gerekir. Önemli olan, açılan kapıdan sonra gelenlere yol göstermektir. Can Bartu'nun hikâyesi tam da bu yüzden bugün de anlatılmaya değer.
Sıkça sorulan sorular
Can Bartu hangi takımlarda oynadı?
Can Bartu futbolda Fenerbahçe'de yetişti ve 1961'e kadar bu kulüpte oynadı; hücum hattının önemli isimlerinden biri oldu. Ardından İtalya'da sırasıyla Fiorentina, Venezia ve Lazio formalarını giydi. 1967'de Fenerbahçe'ye döndü ve 1970'te futbolu bu kulüpte bıraktı. Basketbolda da Fenerbahçe altyapısından yetişti ve milli forma giydi.
Can Bartu'nun lakabı neydi?
Can Bartu'nun en bilinen lakabı "Signor" ya da Türkçe söylenişiyle "Sinyor"dur. Yaygın anlatıma göre bu lakap, İtalya'da oynadığı yıllarda taraftarların ona saygıyla "Signor Bartu" demesinden doğdu. Lakap, onun sahadaki ağırbaşlı duruşunu ve centilmen imajını anlatmak için de kullanılır. Türkiye'de de bu adla anılmaya devam etti.
Can Bartu Avrupa kupası kazandı mı?
Hayır. Can Bartu, Fiorentina ile 1962 Avrupa Kupa Galipleri Kupası finaline çıktı. Glasgow'daki ilk maç 1-1 bitti ve maç tekrarlandı. Stuttgart'taki tekrar maçını Atlético Madrid 3-0 kazandı. Yine de bu final, onu bir Avrupa kupası finalinde oynayan ilk Türk futbolcu olarak anılan isim yaptı.
Can Bartu basketbolda milli oldu mu?
Evet. Can Bartu, Fenerbahçe basketbol altyapısında yetişti ve Türkiye basketbol milli takımında genç ve A düzeyinde forma giydi. 1957'de profesyonel futbol sözleşmesi imzalayınca basketbolu bıraktı. Daha sonra futbolda da A milli takıma çağrıldı. Bu yüzden iki takım sporunda milli forma giyen ender sporculardan biridir.
Can Bartu ne zaman öldü?
Can Bartu, 11 Nisan 2019'da İstanbul'da hayatını kaybetti. 31 Ocak 1936'da yine İstanbul'da doğmuştu ve 83 yıllık ömrünün büyük bölümünü spora adadı. Futbolu bıraktıktan sonra uzun yıllar spor gazeteciliği ve yorumculuk yaptı. Fenerbahçe'nin Samandıra'daki tesisleri onun adını taşır ve Kadıköy'de iki branşlı kimliğini anlatan bir heykeli bulunur.
Can Bartu ile Lefter'den hangisi İtalya'ya önce gitti?
Lefter Küçükandonyadis İtalya'ya daha önce gitti. Lefter 1951'de Fiorentina'ya transfer oldu ve bir sezon orada kaldı. Can Bartu ise 1961'de yine Fiorentina'ya gitti ve İtalya'da altı yıl geçirdi. Bu yüzden Can Bartu İtalya'da oynayan ilk Türk değil, ilklerden ve en uzun kalanlardan biridir.
Bu yazıyı yapay zekâ ile özetleyin
Kullandığınız asistan bu rehberi okuyup sizin için kısaca özetlesin; yanıtında kaynak olarak bu sayfanın bağlantısı yer alır.
ChatGPT ile özetle (yeni sekmede açılır)
Claude ile özetle (yeni sekmede açılır)
Perplexity ile özetle (yeni sekmede açılır)
Google AI Modu ile özetle (yeni sekmede açılır)
Copilot ile özetle (yeni sekmede açılır)
Grok ile özetle (yeni sekmede açılır)
Asistanlar yanıtlarını kendileri üretir ve hata yapabilir. Ücret, kayıt ve sağlıkla ilgili kararlarda okulla ya da uzmanla doğrudan görüşün.